Sinclair Lewis
Toplumsal-eleştirel romanlarında, dar kafalı insanların ve materyalist dünyanın aksaklıklarını acımasızca eleştiren Amerikalı yazar Sinclair Lewis, 7 Şubat 1885'de Minnesota'nın Sauk Centre kasabasında dünyaya geldi. Bir doktor olan babasının sağladığı imkanlar sayesinde Yale Üniversitesi'nde edebiyat okuyan Sinclair, mezuniyetinin hemen ardından bir hayli uzun süren Amerika seyahatine çıktı. Değişik gazetelerde yazılarının yayınlanmasıyla edebiyat dünyasına adım atan Lewis Sinclair, ünlü yazar Jack London'a kısa öyküleri için fikirlerini sattı.

Yazarlık kariyerine 1915'te yazdığı eğlendirici romanlarla başladıysa da bu eserlerinin eleştirmenlerin dikkatini çektiği söylenemez. Ancak beş yıl sonra yazdığı ve Amerika'nın bir kasabasındaki yaşamı anlattığı Ana Cadde adlı satirik-eleştirel romanıyla ilgi topladı. Ana Cadde'nin başkahramanı Carot, büyük kentte doğup büyümüş ve hatrı sayılır üniversitelerde eğitimini tamamlamış genç bir kadındır. Evlendikten sonra kırsal kesimde doktorluk yapan eşiyle birlikte Gopher Praurie adlı kasabaya yerleşen genç kadın, buradaki köhnemiş yapıyı kırmak ve yenilik getirmek ister. Ancak bu girişimi kasaba halkı tarafından yadırganır ve bir süre sonra Carot, çevresindeki insanlar tarafından dışlanır. Büyük bir hayalkırıklığına uğrayan genç kadın bu kez doğup büyüdüğü büyük kente gelir ne var ki kendini buraya da ait hissedemez... Okuyucuların çoğu Sinclair'in romanda fırsatçı kasaba halkına karşı saldırısını gözmeklikten gelerek bu yapıtı romantik kasaba hayatına bir övgü olarak algılamış ve Ana Cadde sırf bu nedenle en çok satanlar listesinin başında yer almıştır.

Monarch, Pioncer ve Zenith gibi hayali kentler yaratan ve titiz bir çalışmanın sonucu olarak yarattığı bu kentleri romanlarına mekan olarak seçen Lewis Sinclair, yazarken önce konusunu saptamakta sonra da anlatacağı dünyanın ayrıntılarına yer vermektedir. Sürekli yanında taşıdığı not defterine kimi zaman konuşmaları, kimi zaman deyimleri kimi zaman da giyim kuşam ya da hayata bakışla ilgili ayrıntıları kaydeder. Bu yöntem sayesinde son derece özgün olmasının yanı sıra içinde klişemsi özellikler barındıran 'orijinal bir ton' yakalamayı başarabilmiştir. Ana Cadde'den iki yıl sonra yayınladığı İbret'te Zenith adlı büyük bir kentte yaşayan sıradan insanların günlük hayatını anlatır. Sadece ve sadece işini düşünen, kendisi gibi insanların Amerika'nın omurgasını oluşturduğuna dair bir düşünceye saplanmış olan emlakçı Babbitt, sonunda ömür boyunca bir yalana inandığını kabullenmek zorunda birlikte sisteme uyumlu tavrından vazgeçemez. İbret kısa zamanda beklenmedik bir başarı sağlamış, 'babbitt' sözcüğü de orta sınıfa mensup, doymuş fakat dar kafalı kimseleri tanımlamak üzere Amerikan günlük konuşma diline yerleşmiştir.

Öteki romanlarına nazaran saldırgan tutumundan vazgeçerek uzlaşıcı bir uslup tuturduğu Dr. Arrowsmith'te yazar, bir doktorun mesleğinde sergilediği ahlaksızlık nedeniyle kendisini sorgulamak amacıyla çekildiği ve bağımsızlığını kazandığı yalnız bir dünyanın tasfirini yapar. Lewis Sinclair, toplumsal yapının siyasal boyutuyla olduğu kadar dini unsurlarını da eleştirmiştir. Örgütlenmiş din ticaretini şarlatanlık olarak ele alıp, maskesini düşürdüğü Elmer Gantry adlı romanı yayınlandığı yıl şiddetli tepkilere neden olmuştur. Dini çevreler yazarı linç edeceklerini belirterek tehtid etmiş ve bazı kentlerde kitabın satışı yasaklanmıştır. Romana adını veren Elmer Gantry, tumturaklı sözler söyleme yeteneğinden yararlanarak kendi kilisesini oluşturmayı başaran gezgin bir papazdır. Kitlelere verdiği vaazlardaki mesajların ne kadar saçma olduğunu yaşamıyla kanıtlasa da Elmer Gantry'nin müritleri yanıltılmayı seve seve kabul ederek büyük bir körlüğün içine girmiş olur. Honore de Balzac'tan ilham alarak yazmaya başladığı roman dizisinin son eseri Dodsworth adını taşımaktadır. Büyük bir otomobil firmasında üst düzey yönetici olan ancak işinden istifa ederek karısıyla birlikte Avrupa seyahatine çıkan kahramanın aracılığıyla yazar, bir yandan Amerikan ve Avrupa kültürlerinin karşılaştırmasını yapmakta bir yandan da hayatının ne derece anlamsız olduğunu fark ederek ona yeni anlamlar kazandırmayı amaçlayan insanların içine düştükleri sorunları anlatır. Lewis Sinclair, 1930 Nobel Edebiyat Ödülü'ne değer bulundu. Ödül komitesinin bu kararına Amerikan basınına mensup bazı kişilerce itiraz edildi. Çünkü onlara göre Sinclair, toplumsal eleştirileri nedeniyle 'kendi yuvasını kirleten biriydi' ve bu ödülle onurlandırılması son derece yanlış bir karardı.

Yazar, 1930'lu yıllarda yazdığı romanlarında ifade gücünü kaybetmiş gibi görünmekle birlikte kitapları okuyucuları arasında popülerliğini korumaktaydı ve satışları gayet iyi gidiyordu. Bu yıllarda en büyük başarısını Burada Olmaz adlı romanıyla kazandı. Romanda Nazilerin Almanya'da iktidarı ele geçirmeleri üzerine, buna benzer bir gelişmenin Amerika'da mümkün olamayacağı düşüncesinin son derece büyük bir yanılgı olduğu uyarısını yaptı. Askerlerin, sanayinin ve kilisenin Amerikalı bir Führer yetiştirme çabasında bulunduklarını bu romanın fonunda kullandığı radikal sağcı Huey Long adlı demagogun çevirdiği dolaplarla göstermeye çalıştı. Bir çok yazar gibi Sinclair Lewis de yaşamının büyük bölümünde alkol sorunuyla savaşmak zorunda kaldı. Yazar 10 Ocak 1951'de Roma'da yaşamını yitirdi.

Eserleri
Roman: Ana Cadde (Main Street, 1920) , İbret (Babbitt, 1922), Dr. Arrowsmith (1925), Elmer Gantry (1927), Dodsworth (1929), Burada Olmaz (It Can't Happen Here, 1935), Kral Kanı (Kingsblood Royal, 1947)